23 Şubat 2014 - 20:30
Tekfircilerle Ehlisünnet Farklıdır

İnsanların kutsallarına ihanet etmek düşmanın ekmeğine yağ sürmektir...

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Ortadoğu'da yaşanan gelişmelerin asıl nedeninin Şia ve Ehlisünnet arasında bir mezhep savaşı değil Tekfirci akımların ve onları destekleyen sömürgeci güçlerinin Müslümanlara karşı başlattığı savaştır.

Vahdet ve İslami kardeşliğe davet, başta âlimler ve kanaat önderleri olmak üzere toplumun ileri gelenlerinin vazifesidir. Bu vahdet ve kardeşlik İslam ümmeti arasındaki farklılıkları en aza indirgeyecek faktördür.

Elbette bunun yolu kendi doğrularını başkasına zorla empoze etmeye çalışmak değildir. Zira İslam böyle bir tebliğ metoduna karşıdır. Bunun en sağlıklı yolu akıl ve İslami değerler çerçevesinde oluşturulacak diyaloglardır.

İlim havzalarında ve halkın içerisinde mezhepsel bir çekişme müşahide edilmemiştir. Bilakis Müslümanlar her zaman âlimlerine uyarak huzurlu ve kardeşçe bir yaşam sürmüştür. Ama maalesef zehirli bir düşünde İslam camiasını tehdit etmektedir. Bu tehlike sadece belli bir fırkayı değil Şia-Sünni tüm Müslümanlara karşı savaş açmıştır.

Bu zehirli akım Şia ve Ehlisünnet arasında olan cüzi meseleleri her iki fırkayı mezhepsel ayrımcılığa sevk etmeyi hedeflemekte ve sözde mezhep savaşını körüklemeye çalışmaktalar. Bu akım sömürge güçlerinin kontrolünde olan ve İsrail'e sırtını dayayan tekfirci gruplardır.

Şeyh Şaltut başta olmak üzere Ehlisünnetin diğer büyük şahsiyetleri de bu konu hakkında görüşlerini bildirmiş, Ehlisünnet ve Şia arasında hiçbir problemin olmadığını söylemiştir.

İslam Cumhuriyetinde Ehlisünnet ve Şia birbirleriyle kardeşçe yaşamaktalar. Şia ve Sünni arasında ayrımcılık ve ihtilaflar yaratmaya çalışan İngiliz sömürgecileri, İsrail ve irticai Arap devletleridir.

Mezhepler arası ihtilaf yaratma girişimi Ortadoğu'daki İslami Uyanışı engellemeye çalışma çabasından başka bir şey değildir. İslami Uyanış, İslam ümmetini zayıflatmayı hedefleyen dünya sömürge devletlerinin Müslümanlar üzerindeki nüfuzunu azaltmıştır. Batılılar ve Siyonistler İslami uyanıştan şiddetli bir şekilde korkmaktalar. Gerçek İslam'ı kendileri için büyük bir tehlike olarak görüyorlar.

Bugün Suriye'de yaşanan iç savaş en çok Siyonist İsrail'e yaradı ve bu zorba devlet rahat bir nefes aldı. Suriye ve diğer Arap ülkelerinin teknolojik ve iktisadi yönden çöküşünün kaçınılmaz sonucu olan "Askeri güç olarak zayıflamak" Siyonist rejimin kendisini emniyette hissetmesine sebep oldu. İsrail bugün İslami Uyanışla başlayan direnişe zarar vererek Ehlibeyte olan yönelişi durdurmaya çalışıyor.

Şia ve Sünniler arasında karşılıklı olarak ortak kavramlara ortak değerlere saygı gösterilmesi gerekir. Bütün Müslümanlar, bir Allah'a, bir kıbleye, bir peygambere ve bir Kuran'a inanmaktalar. Yalnızca Şialar değil belki Müslümanların hepsi Ehlibeyte karşı sevgi ve aşk besliyor. Bu nedenle Vahabiler ve tekfirci Selefi gruplarla Ehlisünneti aynı kefeye koymak yanlış olur.

Şia ve Ehlisünnetin akide(inanç) bakımından ortak yönleri çok fazladır. İslam, bütün Müslümanları birliğe ve tek parça olmaya davet ediyor. Akıl, İslam ümmetini tek parça olmaya davet ediyor. Sömürgeci İslam düşmanlarının Müslüman beldelerde hüküm sürmesini engelleyecek tek şey İslami birlik ve kardeşliktir.

İslami birliğe engel olan sebepleri iç ve dış engel olarak iki kısma ayırabiliriz:

* Kabile ve mezhepçi taassuplar,
 
* Körü körüne taklitler,

Bunlar vahdete engel olan başlıca iç etkenlerdir. Bu etkenler vahdetin ve tek parça olmanın unutulmasına ve zedelenmesine sebep olmuştur.

Dış etkenler ise ihtilaf ateşini İslam dünyasında alevlendirmek isteyen sömürgeci güçlerin ve onların paralı uşaklarının hileleridir. Sudi Arabistan, İsrail ve Amerika gibi ülkelere Tekfirci düşüncenin destekçisi olarak vahdetin sağlanmasına engel olmaya çalışıyor.

Karşılıklı, mantıklı ve akılcı sohbetler fikirsel iletişimin en güzel ve en etkili yoludur. Karşılıklı olarak yapılacak bu kardeş muhabbetleri çoğu tefrikanın önünü alabilir. Kuran-ı Kerim, doğru iletişimi vahdetin gerçekleşmesini sağlayacak bir yol olarak tarif ediyor.

Burada asıl görev din âlimlerine düşüyor. Âlimlerin önemli görevlerinden biri, diğerlerinin mukaddesatına, görüş ve fikirlerine saygı göstermektir. Velayet-i Fakih, defalarca bu meseleyi vurgulamıştır. Bireylerin başkalarının mukaddesatına ihanet ve hakaret etmesini yasaklamıştır.

Bilerek veya bilmeyerek insanların kutsallarına ihanet etmek düşmanın ekmeğine yağ sürmekten başka bir şey değildir. Bırakın bir Müslümanın başka bir Müslümanın kutsallarına hakaret etmesini İslam müşriklere dahi küfrü ve kötü söz söylemeyi yasaklamıştır.

"Allah'tan başkasına tapanlara sövmeyin; sonra onlar da düşmanca, bilgisizce Allah'a söverler…" (Enam-108)

İslam Âlimleri, vahdeti korumalı ve halkı birbirlerine ifrat derecesine varacak söylemlerinden uzak tutmalıdır.

Tekfirciler, son zamanlarda Şia mektebi üzerinde karalama kampanyası başlattı. Ama bizler bunu Şia mektebini doğru bir şekilde tanıtmak için fırsata dönüştüre biliriz. Bugün gören gözler ve duyan kulaklar ılımlı ve modern Ehlibeyt mektebini tanımaya başladı.

Yaşanan bu vahşi katliamların İslam ümmetini korkunç bir uçuruma doğru sürüklemeye çalıştığını inkâr edemeyiz. Bu bile temeli sevgi ve kardeşliğe dayalı Ehlibeyt mektebini gerçek yüzünü ve tekfirci düşünceden ne kadar uzak olduğunun bir nişanesidir.

Hüccet-ül İslam Muhammed Salar